Hakkımızda
Kurucularımız
Doku Okulları'nı hayata geçiren, eğitim gönüllüsü ve tecrübeli kadromuz.
Cemil Karagöz
Okul Müdürü
90'lı yıllar ve 2000'li yılların başı ülkemizde ulusal sınavların fazlasıyla ön planda olduğu bir dönemdi...
DOKUdukça…
90'lı yıllar ve 2000'li yılların başı ülkemizde ulusal sınavların fazlasıyla ön planda olduğu bir dönemdi. Sınavda dereceye giren öğrencilerin boy boy posterleri yapılıyor, bu durum televizyonlarda günlerce konu olmaya devam ediyor, verilen emek ise ikinci plana atılıp durum magazinsel bir boyut kazanıyordu. Hatta daha ileriye gidecek olursak ulusal sınavlar eğitim sistemimize yön veriyordu. Bu durum idealist öğretmen adaylarını dershane ve benzeri kurumlarda öğretmenlik yapma konusunda isteklendiriyordu. Böyle bir dönemde Eğitim Fakültesinde lisans eğitimimi tamamlamış ve idealist bir öğretmen adayı olmuştum. Lisans eğitimim boyunca “Feza Gürsey Bilim Merkezi”nde Bilimsel Rehberlik yapmış; fotoğraf sanatına merak salmış, çeşitli toplumsal projelerde gönüllü olarak birçok görevde yer almıştım.
Eğitim Fakültelerinde okuyan öğretmen adayları, staj dönemlerinde staj yapacağı okula genelde iki defa uğrarlar. En başında üniversiteden aldıkları formları staj yapacakları okula bırakmak için, bir de staj sonuna doğru okuldan imzalanan formları fakülteye teslim etmek için... İdealist öğretmen adayları ise o formlardaki imzalar yerine daha çok derse girebilmenin mutlu telaşı içerisindedir. Şahsım için ne mutludur ki ben de her zaman o mutlu telaşı ve bu düşüncenin vermiş olduğu haklı gururu yaşayanlardan biri oldum. Üzerimde çok büyük emekleri olan bir hocamın şöyle bir sözü vardı: "Öğrenciyle bulduğunuz hiçbir fırsatı kaçırmayın, hemen oturup birlikte çalışmalar yapın." Ben de bulabildiğim hiçbir fırsatı kaçırmıyor, öğrencilerimle birlikte çalışma fırsatını bulabildiğim her anı değerlendiriyordum. Tabiri yerindeyse öğrencilerimin damarlarındaki kan olup vücutlarında dolaşmaya çalışıyordum.
Karar verme zamanım gelmişti ve bir dershanede çalışmayı seçmiştim. Derslere günlerce hazırlık yapıyor, farklı kaynakları tarıyor; sınıftaki 45 dakikayı, bir sanat icra edermiş gibi geçiriyorduk. Öğrencilerimiz mutlu ve başarılıydı. Yaptığımız iş bizi tatmin ediyor, ulusal sınavlardaki başarılı sonuçlarımız gururlandırıyordu. Ulusal yayınevlerine kitaplar hazırlıyor, sınavlarda tutturduğumuz sorular ve derece yapan öğrencilerimizle övünüyorduk.
Yıllar hızla geçiyordu. Yüksek lisans sürecinde uluslararası literatürden eğitime dair edindiğim bilgiler ile yaptığımız iş arasında bir uyumsuzluk hissetmeye başlamıştım. Hikâyelerini merakla takip ettiğimiz, ulusal sınavlarda derece yapmış öğrencilerin; iş ve sosyal hayatta bu başarının çok uzağında kalmaları bu hissiyatımı daha da derinleştiriyordu.
Kurduğumuz dershanede de bu minvalde "Bir Dershaneden Daha Fazlası" sloganıyla ilk adımı atmakla kalmamıştık. Resim ve Müzik öğretmenleriyle de kadromuzu güçlendiriyorduk. Ulusal sınavlara yüklenen anlamlar genel geçerliliğini korumaya devam ediyor, biz ise doğru bildiğimizden şaşmayarak hem sınav başarısı yüksek hem de hayat başarısı yüksek öğrenciler yetiştirmeye devam ediyorduk. Bu arada da eğitime bakışımız ulusal düzeyden uluslararası bir düzeye evriliyor, öğrencilerimiz yurtdışında önemli projelere imza atıyordu.
Daha derinlerde kök salıp zeminimizi sağlamlaştırmak üzere Mutlukent Anaokulu’nu kurduk. Sistemimizin içerisine Amerikan Kültür Dil Okulları‘nın Çankaya Temsilciliği‘ni ekledik. Verdiğimiz hizmetle öğrencilerimizin daha donanımlı, bütünsel yetişmeleri için arayışlarımız ve çalışmalarımız gitgide yoğunlaşıyordu.
“Oyun, çocuğun işidir” mantığıyla çalışan anaokulumuz sadece yapılan çeşitli sınavlar için değil, konuşmak için İngilizce öğrenimi ve yetmez ama önemli bir ayraçtır stratejisiyle hareket edip ulusal sınavlara öğrenci hazırlayan kurslarımız, çalışmalarına ilk günkü özveri ve heyecanla devam ediyordu.
Bir özel okuldan neyimiz eksik olabilir ya da özel okulların yaptığı neyi gerçekleştiremeyebiliriz diye sorguladığımız bir dönemdi. Hemen bir ekip oluşturduk ve özel okulların ne vadettiğini ve ne yapıp/yapamadığını araştırmaya koyulduk. Heyecanımız bundan gayrı gönüllere sığmaz olmuştu. İlk yıllardaki coşkumuzdan hiçbir eksilme yoktu ama sonunda deneyimli ve güçlü bir ekibimiz vardı. Akademisyen danışman hocalarımız yaptığımız çalışmaları yakından takip ediyor üçüncü bir göz olarak süreci değerlendirerek çalışmalarımıza yön veriyordu.
Özel okulların yapmayı vadettiği şeyler, aslında bizim hâlihazırda yaptıklarımızdı. Bizim bu alanlarda gerçekten uzmanlaşmış; yurtdışı deneyimleri olan, öğretmenlik mesleğini iş olarak görmeyen, çok istekli ama hırslı olmayan kadrolarımız vardı.
Kadrolarımızın gücüne ve anne-babaların yoğun taleplerine artık kayıtsız kalamazdık. Parçaları DOKUyup özel okul kurmanın vakti gelmişti. Çalışkanlığı, beceriyi, hoşgörüyü ilmik ilmik DOKUmanın tam zamanıydı. Öğrencilerimizin de bizler gibi ileride sevdikleri işi yapabilmeleri ve mutlu olabilmeleri için yoğun bir gayret içerisine girdik.
Her çocuğun, parmak izi gibi farklı olduğunun bilincindeyiz. Onlar için konforlu ve sade bir öğrenme ortamı hazırladık. Alışılmışın dışında en fazla "16" öğrenciden oluşan -özel okullara bakıldığında bu sayı 22-32 arası değişmektedir- sınıflar oluşturduk. Her öğrencinin doğuştan gelen potansiyeline saygı duyuyor ve bu ülke için yapabilecekleri şeyler olduğunu biliyoruz.
Öğrencilerimizin derdiyle dertlenecek, onlara öğrenme yoldaşı olacak çok güzel bir ekibimiz var. DOKU ailesinin her bir ferdi, karşılaştığı durumlarda önce şu soruyu sorar: "Benim çocuğum olsaydı ne yapardım?" DOKU ailesi de en az anne-babalar kadar öğrencilerimiz için doğru olanı ister.
Hayatta her şey mutluluk ve eğlence üzerine değildir. Öğrencilerimizin zorlandıkları, sıkıldıkları, yoruldukları zamanları da olacak. Velilerimizin kararsız kaldıkları, çocukları ile ilgili kendilerini çaresiz hissettikleri zamanlar da olacak. Bu zamanlarda en şeffaf ve tarafsız halimizle hep yanınızda olacağız. Öğrencilerimizin en hassas dönemlerini en verimli şekilde geçirmeleri için gayret gösteriyoruz, göstermeye de devam edeceğiz. Bu ülkeye katkılarımız DOKU çatısı altında devam edecek. Her şey gönlümüzce olsun.
Saadet Ceyda Fidan
Kurucu Temsilcisi
2018 yılında bulunduğu sosyo-ekonomik çevreye uyumlu, 3 – 10 yaş arasındaki öğrencilerin akademik, sosyal-duygusal, bilişsel ve beceri gelişimlerine rehberlik etmek amacı ile kent okulu yaklaşımı ile kurduğumuz Doku Okulları...
2018 yılında bulunduğu sosyo-ekonomik çevreye uyumlu, 3 – 10 yaş arasındaki öğrencilerin akademik, sosyal-duygusal, bilişsel ve beceri gelişimlerine rehberlik etmek amacı ile kent okulu yaklaşımı ile kurduğumuz Doku Okulları, geleneksel ve çağdaş dokuları bünyesinde barındıran, öğrenci temelli vizyonu ile yolculuğuna devam etmektedir. Bu bağlamda mesleğinde yetkin, çevresine, doğaya saygılı ve "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz." diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında çocukları seven kadromuz ile geleceğimiz için çalışıyoruz.
1987 yılında Ankara’da doğdum. Teğmen Kalmaz İlköğretim Okulu ve Ayrancı Lisesi mezun olduktan sonra Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünde tamamladım. Üniversite eğitimine devam ederken Erasmus programı ile Hollanda’da tam burslu değişim öğrencisi olarak Lahey Üniversitesi (Hague University, Academie ICT & Media)’de proje grubunda yer alarak İngilizce eğitimimi tamamladım.
Öğrencilik yıllarımda farklı alanlarda çalışma imkânı buldum. Gönüllü stajlar, insan ilişkilerine yönelik dönemsel çalışmalar, organizasyon alanında çeşitli faaliyetler ile profesyonel çalışma hayatıma adım attım. Mezun olduktan sonra 2012 yılında Ankara’da bir mühendislik ve danışmanlık hizmetleri firmasında yönetici asistanlığı yaptım. Çocuklar ve eğitime olan ilgim yolumu 2013 yılında Cevizlidere Gelişim Eğitim Kurumları ile kesiştirdi. Bu alanda Amerikan Kültür Derneği’ne bağlı 7 – 16 yaş arası öğrencilerin dil eğitim programı olan Early American English Çankaya Temsilciliği’nin kurulum aşamasından itibaren yer alarak, eğitim programı oluşturulması, reklam ve tanıtım çalışmaları, etkinliklerin organizasyonu, ders içeriklerinin planlanması, etkinliklerin organize edilmesi görevlerini üstlendim. 2015 yılında Cevizlidere Gelişim Eğitim kurumlarına ortak olarak 7 – 16 yaş öğrencilerle akademik, İngilizce ve sosyal gelişimlerini destekleyici çalışmalara yönetici konumunda devam ettim. Yaptığımız çalışmaların bir dershane ve İngilizce kursunun ötesine geçtiği düşüncesi ve eğitimde bütüncül yaklaşmanın önemine olan inancımız doğrultusunda 2018 Doku Okulları olarak eğitim çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Doku Anaokulu ve İlkokulu Kurucu Temsilcisi görevini üstlendiğim bu süreçte öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, tüm çalışma arkadaşlarımız ile bilimsel, evrensel ve toplumsal değerler ışında şeffaf, sade ve sürdürülebilirlik ilkeleri ile serüvenimizi devam ettiriyoruz.
Eğitimin hayatımızın her alanında olduğu inancı ile 2019 yılından bu yana UNICEF, ILO(International Labour Organization), SEED (Sürdürülebilir Eğitim ve Enformasyon Derneği), TUBİTAK, PAGE, Science on Stage gibi ulusal ve uluslararası sivil toplum, yarışma, dernek, kurum ve kuruluşlarında farklı görevler üstlendim.
Bizler Doku Okullarının kurulum aşamasında eğitim felsefemizi, akademik yaklaşımlarımızı, rehberlik ekollerimizi belirlerken temelde en kıymetli varlıklarımız olan çocuklarımız için “ikinci bir yuva” hayal ettik. Sevgi; anaokulu ve ilkokul kademeleri için vazgeçilmez bileşenimiz olmalıydı. Öğrencilerimizden, idari kadromuza, aşçımızdan destek hizmet çalışanlarımıza kadar tüm ekip arkadaşlarımızın, sistemimizdeki önemini biliyor ve işimizi profesyonelliğin ötesinde severek yapmamız gerektiğine inanıyorduk. Yıllardır Doku Okulları yönetimi olarak çalışma arkadaşlarımız için en önemli kriterimiz “işimizi ve çocukları seviyoruz” olmuştur.
Dünyada ve ülkemizde teknolojik gelişmeler, yaşanan olaylar ve belki de çağımızın getirdikleri ile özellikle büyük şehirlerde yalnız ve çekirdek aile olarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Pandemi sürecinde başlayan bireyselleşme, sosyalleşme yerine sanal sosyalleşme akımını ve belki de zorunluluğunu getirdi. Okulların eski öneminin kalmadığı, bilginin internet üzerinden elde edilebileceğinin dünya genelinde tartışılmaya başlandığı tam da bu dönemlerde; okula gitmeyen öğrencilerimiz için bilgisayar, internet, sosyal medya, çevrimiçi oyunlar çok küçük yaşlardan itibaren yaşamlarının bir parçası oldu. Evlere sığamaz olduk. Aslında okulların ağırlıklı olarak bilgi edinilen kurumlar olmadığı; sosyalleşme, yaşam becerisi kazanma, problem çözme, verimli zaman geçirme, farklı insan ve kültürler ile tanışma, hareket etme gibi daha birçok kazanım ile aslında hayatı deneyimlediğimiz ve daha uzun süre yerine daha verimli ve doğru bir şey koyamayacağımız kurumlar olduğunu bir kez daha anladık.
Sade, şeffaf ve sürdürülebilir olmak okul yönetim ilkelerimizin en başında gelmektedir. Öğrencilerimiz, velilerimiz ve çalışma arkadaşlarımız ile özellikle anaokulu ve ilkokul kademelerinin ruhuna uyarak çocuklarımızın yeteneklerini keşfetmelerine, beceri edinmelerine, akademik gelişimlerine ve sosyalleşmelerine kimi zaman rehberlik ediyor kimi zamanda eşlik ediyoruz.
Okullar, eğitim alanının dışında günün büyük bölümünü geçirdiğimiz alanlar haline gelmiştir. Bu durum okulların temizliği, yediğimiz gıdaların sağlıklı olması, kullanım alanlarımızın hijyen ve temizliğinin de önemini arttırmıştır. Destek hizmet ekibimiz ile 3 yaşından itibaren bizimle olan öğrencilerimizin sağlık ve güvenliğini günlük akışımızın merkezi haline getiriyoruz.
Günümüz çocuklarının ebeveynleri olan teknolojik göçmenler, 2010’lardan sonra dünyaya gelen çocuklarımızı anlamakta zorlanıyor, onları mutlu etmek için kendimizi ve sınırlarımızı zorluyor, bilinçli ebeveynler olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Tüm bunları yaparken yaşam becerisi deneyimlerini ellerinden alabiliyoruz. Hayat çok yönlü bir yapı, mutluluk, kaygı, heyecan, sevgi, merak, üzüntü, şaşkınlık ve daha birçok duygu bizi biz yapıyor. Bu nedenle hayatlarını gereğinden fazla kolaylaştırarak, çocuklarımızın yaşam becerisi kazanma ihtiyaçlarını ellerinden almayalım.
Doku Okulları olarak temel amacımız akademik başarının ötesine geçerek, değişen dünyaya uyum sağlayan, eleştirel düşünebilen, evrensel değerlere sahip, çevresine ve doğaya karşı duyarlı, bayrağını, vatanını seven, Atatürk ilkelerine bağlı bireyler yetiştirmektir. Her öğrencimizin benzersizliğini merkeze alıyor, onlara sadece bir okul değil kendilerini keşfedebilecekleri bir yaşam alanı sunuyoruz.
Çocuklarımızın merak duygusunu kaybetmeden, özgüvenli, çalışkan ve mutlu bireysel olarak yetişimleri için buradayız. Bu yolculukta bizlere duyduğunuz güven bizler için önemli bir motivasyon kaynağıdır.
Saygılarımla,
S. Ceyda FİDAN